30 Ağustos 2008, 17:46:16
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.
*

Mersin Üniversitesi'nin İlk Ve Tek Öğrenci Sitesi
  Mesajları Göster
Sayfa: [1] 2 3 4
1  Sınırsız Paylaşım / Program / Oxford Advanced Genie - "İngilizce - İngilizce" Sözlük : 08 Mart 2008, 16:59:44
paylaşımın için teşk. güzelbişiye beziyor.
2  Serbest Paylaşım Alanı / İlginç Olaylar / Dünyanın ismi en zor söylenen yeri : 08 Mart 2008, 16:57:05
yoksasizdesınırsızlaştıramadıklarımızdanmısınız? Dil çıkaran
3  Kampüs / Kafeterya / Erkeklerin Yüz Karası puhhh : 07 Mart 2008, 17:51:06
adam çok rezil olmuşş..yazıkkkk
4  Sınırsız Paylaşım / Resim / Komik karikatürler : 27 Şubat 2008, 11:01:36
çok komikler. sağol.
5  Kampüs / Kafeterya / ALLAHTAN ERKEĞİM DENLECEK 100-ŞEY : 27 Şubat 2008, 10:59:37
allahtan erkeğim Kahkaha
6  Kampüs / Kafeterya / MERSİN UNİ. GECE TAYFASSSIII : 27 Şubat 2008, 10:58:49
bende burdayım fatime. Kahkaha
7  Başlangıç / Duyurular / Rektörümüzün acı kaybı : 26 Şubat 2008, 14:56:06
Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. K. Suha Aydın’ın kayınpederi, eşi Dr. Sevinç Aydın ile üniversitemiz Genel Cerrahi Anabilim Dalı Doçenti Dr. M. Musa Dirlik'in babası Kamil Dirlik bir süredir tedavi görmekte olduğu Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde bu sabah saat 09.00 sularında yaşamını yitirdi. İkindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Tarsus Belediyesi Şehir Mezarlığı’nda toprağa verilen Dirlik, 102 yaşındaydı.







Mersin Valisi Hüseyin Aksoy, İl Emniyet Müdürü Süleyman Ekizer, Akdeniz Belediye Başkanı Kenan Yücesoy, Tarsus Kaymakamı Abdulhamit Erguvan, Tarsus İlçe Emniyet Müdürü Halil Tokyürek, Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz ve ilimizin tanınmış pek çok simasının yanı sıra rektör yardımcılarımız Prof. Uğur Atik, Prof. E. Berika İpekbayrak, Prof. Dr. Gürol Emekdaş ile birlikte üniversitemiz akademik ve idari personeli de cenaze töreninde hazır bulunarak kederli aileye taziyelerini bildirdi.

Merhuma Tanrı'dan rahmet, kederli ailesine başsağlığı dileriz.

Haber: Aliye Kıray

Fotoğraf: Yusuf Koldemir

Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürlüğü
8  Mersin Üniversitesi / Mersin Üniversitesi Genel / ÇARŞI : 25 Şubat 2008, 10:46:43
fenerliler var. Kahkaha
9  Kampüs / Kafeterya / KEBAP mmmMMHH :p:p:p : 21 Şubat 2008, 10:24:14
acıktım ben şimdi
10  Bilgisayar, Elektronik, İnternet, Programlama Dilleri / Bilgisayar Güvenliği / MSN KULLANANLAR DIKKAT : 21 Şubat 2008, 10:23:36
anlamıyorum niye boyle yapıyorlar.
11  Mersin Üniversitesi / İletişim Fakültesi / Üniversite Radyosu ve Gazetesi : 18 Şubat 2008, 10:22:25
bende bi görüşeyim ozaman
12  Mersin Üniversitesi / İletişim Fakültesi / MERSİN ÜNİVERSİTESİ RADYOSU : 18 Şubat 2008, 10:21:36
teşekkür ederiz. dinleyeceim.
13  Serbest Paylaşım Alanı / İlginç Olaylar / Keskin nişancı Türk kadınları attığını vuruyordu” : 16 Şubat 2008, 00:41:00
Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerindeki asker mektupları, Çanakkale Savaşı'nda pusuya yatıp çarpışan, attığını vuran Keskin Nişancı Türk kadınlarından bahsediyor.



EMETİ SARUHAN
Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerinde yapılan araştırmalar Çanakkale Savaşı'nda kadınların sadece geri planda kalmayıp, keskin nişancı olarak bizzat savaştıklarını ortaya koydu. Yarımada Yayınları'ndan çıkan ve Zümrüt Sönmez'in hazırladığı derleme kitap "Savaşın Kadınları"nda, pek bilinmeyen keskin nişancı Türk kadınları anlatılıyor. Prof. Mete Tunçoku'nun araştırmaları sonucu doğru olduğu düşünülen "Keskin Nişancı Kadın Savaşçılar"ın kimler olduğu bilinmiyor.



ANZAKLAR HAYAL ZANNETTİ Anzak askerlerinin mektup ve hatıralarında yer alan kadın savaşçılar tartışma konusu olmuş, kimileri tarafından da zorlu savaş koşullarında ruhsal çöküntü içinde olan birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak değerlendirilmiş. Bu konuda çalışan ve "Çanakkale 915 Buzdağının Altı" kitabında değinen Prof. Mete Tunçoku, yabancı asker mektupları ve günlüklerini "yer, zaman, olay" boyutuyla karşılaştırmış ve anlatılanların doğru olduğuna dair kanaatinin güçlendiğini belirtmiş. Mısır'da yayınlanan "The Egyptian Gazete" adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye'den ailesine yazdığı mektupta, kendilerini yeşile boyayarak kamuflaj yapan kadın savaşçılardan bahsediliyor. "… şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında, adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada, pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar." 52

KURŞUN YARASIYLA ÇARPIŞTI
Tunçoku'nun araştırmalarına göre kadın savaşçılar, gizlendikleri yerden vurulup ölene kadar durmadan ateş ediyor ve attıklarını vuruyorlardı. Bu kadın savaşçıların kim olduğu, bireysel mi yoksa bir grup halinde mi hareket ettikleri tam olarak bilinemiyor. Avusturalyalı piyade er J. C. Davies, annesine yazdığı mektupta, kendilerine karşı çarpışan bir kadın savaşçıyla ilgili şunları anlatıyor: "Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak, gün batmadan, bir Avusturalya'lı tarafından öldürülmesine gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19- 21 yaşlarında genç bir kızdı. Bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı."
ANNESİ VE ÇOCUĞU YANINDAYDI
Times Gazetesi'nde yayınlanan bir başka askerin hatıralarında da yaşlı annesi ve çocuğu ile savaşan keskin nişancı bir kadın anlatılıyor. "… O, bir Türk kadın savaşçısıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyor, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçtiğinde, yanında yaşlı annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar, bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanıyorum öldürdüğü bazı kurbanlarını süngülemişti de. Üzerinde 16 askerimizin künyesiyle, oldukça yüklü miktarda yabancı para bulduk" ADANMIŞ BİR ÖMÜR "Savaşın Kadınları"nda savaş devam ederken geri planda kahramanca direnen kadınların öyküleri de anlatılıyor. İlk hemşiremiz Safiye Hüseyin Elbi, savaş sırasında ön saflarda hemşirelik yapmış. Elbi parmaklarını göstererek "şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım" diyor. Şemsi Nine ise geride kalanlardan, erini askere gönderip yol gözleyenlerden. 16 yaşında evlenen Şemsi Nine'nin kocası evlendikten üç gün sonra gönüllü olarak Çanakkale'ye gitmiş. Giderken "Gençsin, güzelsin. Ne olur, ben gelinceye kadar sokağa çıkma! Gözüm arkada kalmasın" diyen ve savaşta şehit olan kocasının arzusunu yerine getirmek için ömrü boyunca hiç dışarı çıkmamış.Avusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerindeki asker mektupları, Çanakkale Savaşı'nda pusuya yatıp çarpışan, attığını vuran Keskin Nişancı Türk kadınlarından bahsediyor.
EMETİ SARUHANAvusturalya ve Yeni Zelanda arşivlerinde yapılan araştırmalar Çanakkale Savaşı'nda kadınların sadece geri planda kalmayıp, keskin nişancı olarak bizzat savaştıklarını ortaya koydu. Yarımada Yayınları'ndan çıkan ve Zümrüt Sönmez'in hazırladığı derleme kitap "Savaşın Kadınları"nda, pek bilinmeyen keskin nişancı Türk kadınları anlatılıyor. Prof. Mete Tunçoku'nun araştırmaları sonucu doğru olduğu düşünülen "Keskin Nişancı Kadın Savaşçılar"ın kimler olduğu bilinmiyor.
ANZAKLAR HAYAL ZANNETTİ
Anzak askerlerinin mektup ve hatıralarında yer alan kadın savaşçılar tartışma konusu olmuş, kimileri tarafından da zorlu savaş koşullarında ruhsal çöküntü içinde olan birkaç yabancı askerin hayal ürünü olarak değerlendirilmiş. Bu konuda çalışan ve "Çanakkale 915 Buzdağının Altı" kitabında değinen Prof. Mete Tunçoku, yabancı asker mektupları ve günlüklerini "yer, zaman, olay" boyutuyla karşılaştırmış ve anlatılanların doğru olduğuna dair kanaatinin güçlendiğini belirtmiş. Mısır'da yayınlanan "The Egyptian Gazete" adlı gazetede yer alan ve bir askerin İskenderiye'den ailesine yazdığı mektupta, kendilerini yeşile boyayarak kamuflaj yapan kadın savaşçılardan bahsediliyor. "… şarapnel parçaları, makineli tüfek mermileri yanı sıra, pusuda ateş eden keskin nişancı kadın savaşçıların ateşi altında, adeta cehennemde ilerlemek gibi bir şeydi bizimkisi. Burada, pusuya yatıp çarpışan keskin nişancıların çoğu kadın veya kız. Kendilerini yeşile boyayıp ağaçlar ve bodur bitkilerle uyum sağlamışlar."
52 KURŞUN YARASIYLA ÇARPIŞTI
Tunçoku'nun araştırmalarına göre kadın savaşçılar, gizlendikleri yerden vurulup ölene kadar durmadan ateş ediyor ve attıklarını vuruyorlardı. Bu kadın savaşçıların kim olduğu, bireysel mi yoksa bir grup halinde mi hareket ettikleri tam olarak bilinemiyor. Avusturalyalı piyade er J. C. Davies, annesine yazdığı mektupta, kendilerine karşı çarpışan bir kadın savaşçıyla ilgili şunları anlatıyor: "Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü, keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyu ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak, gün batmadan, bir Avusturalya'lı tarafından öldürülmesine gene de üzüldüm. Güzel, yapılı ve tahminen 19- 21 yaşlarında genç bir kızdı. Bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı."
ANNESİ VE ÇOCUĞU YANINDAYDI
Times Gazetesi'nde yayınlanan bir başka askerin hatıralarında da yaşlı annesi ve çocuğu ile savaşan keskin nişancı bir kadın anlatılıyor. "… O, bir Türk kadın savaşçısıydı ve durmaksızın saklandığı evden ateş ediyor, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçtiğinde, yanında yaşlı annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar, bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanıyorum öldürdüğü bazı kurbanlarını süngülemişti de. Üzerinde 16 askerimizin künyesiyle, oldukça yüklü miktarda yabancı para bulduk"
ADANMIŞ BİR ÖMÜR
"Savaşın Kadınları"nda savaş devam ederken geri planda kahramanca direnen kadınların öyküleri de anlatılıyor. İlk hemşiremiz Safiye Hüseyin Elbi, savaş sırasında ön saflarda hemşirelik yapmış. Elbi parmaklarını göstererek "şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım" diyor. Şemsi Nine ise geride kalanlardan, erini askere gönderip yol gözleyenlerden. 16 yaşında evlenen Şemsi Nine'nin kocası evlendikten üç gün sonra gönüllü olarak Çanakkale'ye gitmiş. Giderken "Gençsin, güzelsin. Ne olur, ben gelinceye kadar sokağa çıkma! Gözüm arkada kalmasın" diyen ve savaşta şehit olan kocasının arzusunu yerine getirmek için ömrü boyunca hiç dışarı çıkmamış. Yıllar sonra evinden ancak cenazesi çıkmış.
14  Serbest Paylaşım Alanı / İlginç Olaylar / BİR PROFESÖRÜN İLK NAMAZI : 16 Şubat 2008, 00:36:34
BİR PROFESÖRÜN İLK NAMAZI


Amerika'nın muhtelif üniversitelerinde görev yapan matematik Prof. Jefri Lang İslam'a giriş hikayesini yazmış olduğu 'Melekler soruncaya kadar' isimli eserinde derin felsefi düşüncelerle, ruhani duygular arasında ilk namazını şöyle dile getiriyor:

"Müslüman olduğum gün cami imamı, bana namazın kılınışını açıklayan bir kitap verdi. Ancak Müslüman talebelerin buna endişelerini gördüm, bana: "Acele etme, rahat ol, zamanla yavaş yavaş yaparsın" dediler. Ben de kendi kendime, namaz bu kadar zor mu? Dedim ve talebeleri duymamazlıktan
gelerek, hemen vaktinde beş vakit namaz kılmaya karar verdim. O gece, loş ve küçük odama çekilerek kitaptan abdest ve namaz hareketleri eksersizlerini yaptım, namazda okunacak bazı surelerin Arapça okunuşlarıyla İngilizce anlamlarını ezberlemeye çalıştım. Bu çalışmalar saatlerce devam etti.

İlk namaz denemesi için kendime güven gelince yatsı namazını kılmaya karar verdim. Vakit gece yarısıydı, kitabı alıp banyoya girdim, kitabı açarak, mutfaktaki ilk yemek denemesi yapan aşçı gibi kitaptaki talimatları dikkat ve incelikle bir bir uyguladım.
 
Abdest bitince odanın ortasında durup, kapı ve pencerelerin kilitli ve kapalı olmasından emin olduktan sonra kıble olarak bildiğim tarafa yöneldim, derin bir nefes aldım ve elimi kaldırarak alçak bir sesle Allahu Ekber dedim. Kimsenin
beni işitmemesini ve görmemesini umuyordum, yavaş yavaş Fatiha suresi ile kısa bir sureyi Arapça olarak okudum. Öyle zan ediyorum ki herhangi bir Arap beni dinlemiş olsaydı benim okumamdan bir şey anlamayacaktı.
İkinci bir tekbir alarak Rükua gittim, rükuda biraz tedirginlik
hissettim, çünkü hayatımda hiç kimseye eğilmemiştim. Odada yalnız olduğumu hatırlayınca sevindim. Subhane Rabbiyel azim dediğimde kalbimin hızla çarptığını hissettim. Tekrar tekbir getirerek doğruldum ve artık secdeye varma zamanı gelmişti. Secdeye varmak üzere ellerimi ve dizlerimi yere koyunca dona kaldım, secdeye gidemiyordum, efendisinin önünde başını yere koyan köle gibi yüzümü, burnumu yere koyup kendimi
zillet sandığım bir duruma düşüremiyordum, üstelik bacaklarım da katlanamıyordu,utandım gülünç duruma düştüm zannettim.
 
Bu durumda beni gören, arkadaş ve tanıdıklarımın önünde acınacak ve alay edilecek halimi düşündüm, arkadaşlarımın kahkahalarını duyar gibi oluyordum. 'San Francisco'da Araplar çarptı bu hale düştü' gibi sözler sarf edeceklerini tahayyül ederek zavallı duruma düştüğümü hissettim. Bir müddet tereddüt ettikten sonra derin bir nefes aldım başımı seccadeye koydum, zihnimdeki bütün düşünceleri attım, dikkatimi dağıtacak düşüncelere yer vermeden ikinci secdeye de vardım. Bu esnada kendi kendime "Daha önümde üç tur daha var"
diye düşündüm ve kararlıydım: Neye mal olursa olsun bu namazı tamamlayacağım. Kalan rekatlarda işler gittikçe daha da kolaylaşıyordu.
Son secdede tam bir sükunet hissettim. Nihayet teşehhütten sonra selam verdim.

Selamdan sonra bulunduğum yerde olduğum gibi kaldım, geriye dönüp nefsimle giriştiğim savaşı aklımdan geçirdim, bir savaştan çıktığımı hissettim sonra başımı önüme eğerek mahçup bir şekilde "Allah'ım geri zekalılığımdan ve tekebbürümden dolayı beni bağışla, uzak bir yerden geldim ve daha önümde kat edilecek uzun bir yol var" diye dua ettim.

Bu esnada daha önce hiç yaşamadığım bir şeyi hissettim. Bunu kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Vücudumu, kalbimin bir noktasından çıktığını hissettiğim ve anlatmaktan aciz kaldığım bir dalga kapladı, soğuk gibiydi, ilk etapta irkildim, vücuduma olan etkisinden ziyade garip bir şekilde duygularımı etkiledi ve görünür bir rahmetin varlığını hissettim. Bu rahmet sonra içime nüfuz ederek içimde kaynamaya başladı.
Sonra sebebini bilmeden ağlamaya başladım, ağlamam artıp göz yaşlarım aktıkça, rahmet ve lütuftan harika bir gücün beni kucakladığını hissettim. Günahkar olmama rağmen, günahlarımdan, veya utanç ve sevinçten dolayı ağlamıyordum. Sanki büyük bir set açılmış ve içimdeki korku ve keder sel olup gidiyor. Bu satırları yazarken kendi kendime diyordum: "Allah'ın rahmet ve mağfireti, sadece günahları affetmiyor, o
aynı zamanda bir şifa ve bir sekinedir". Uzun bir süre başım eğik bir şekilde öylece diz üstü kaldım.

Ağlamam durunca, yaşadığım deneyin akıl ile izah etmenin mümkün olmadığını anladım, Bu esnada idrak ettiğim en önemli husus ise, benim Allah'a ve namaza şiddetle muhtaç olduğum gerçeği oldu. Yerimden kalkmadan önce de şu duayı yaptım: "Allah'ım bir daha küfre girmeye cüret edersem beni, o küfre girmeden önce öldür ve bu hayattan kurtar, hata ve eksiksiz yaşamanın çok zor olduğunu biliyorum, ancak şunu
yakînen biliyorum ki, bir tek gün dahi olsa sensiz yaşamak senin varlığını inkar etmem mümkün değildir".
15  Serbest Paylaşım Alanı / İlginç Olaylar / Genç Yaşta Ölen Yıldızlar : 16 Şubat 2008, 00:33:05
Heath Ledger 4 Nisan 1979-22 Ocak 2008
Avustralyalı aktör, iki yıl önce Brokeback Dağı filmindeki rolüyle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar'a aday gösterilmiş ve yıldızı bir anda parlamıştı. Ledger, Manhattan'daki evinde ölü bulundu.



Anna Nicole Smith 28 Kasım 1967-8 Şubat 2007
ABD'li model ve televizyon yıldızı, 1993'te yılın Playboy güzeli seçilmiş, kendinden 63 yaş büyük Teksaslı petrol kralı Howard Marshall'la evliliği, magazin gündemini yıllarca meşgul etmişti. Eylül 2006'da oğlunu kaybeden Smith, 5 ay sonra aşırı dozda uyuşturucudan yaşamını yitirdi.



Marilyn Monroe 1 Haziran 1926-5 Ağustos 1962
20. yüzyılın en ünlü sinema yıldızı ve seks sembolü olan Monroe, 1960'ların başında dönemin ABD Başkanı John F. Kennedy'nin kardeşi Robert Kennedy ile birlikteydi. Yatağında ölü bulunan Monroe'nun ölümü, aşırı dozda uyku hapından kaynaklanan intihar olarak resmi kayıtlara geçse de, ölüm sebebi üzerine pek çok spekülasyon yapıldı.



Kurt Cobain 20 Şubat 1967-5 Nisan 1994
Nirvana'nın asi solisti, 1991 yılında piyasaya sürdükleri Nevermind albümüyle, tüm dünyada tanındı ve geniş bir hayran kitlesi edindi. 1992 yılında Courtney Love ile evlendi ve aynı sene kızı Frances Bean Cobain dünyaya geldi. 1994'te ise yüksek dozda uyuşturucu aldı ve kendini vurarak intihar etti.



Aaliyah 16 Ocak 1979-25 Ağustos 2001
Günün birinde Whitney Houston ve Diana Ross kadar ünlü olacağı yolunda tahminler yapılan ve müzik dünyasında hızla yükselen Aaliyah, Bahamalar'daki Abaco Adası'ndan havalanan çift motorlu Cessna tipi uçağın, kalkıştan hemen sonra düşmesi sonucu yaşamını yitirdi.



Jeff Buckley 17 Kasım 1966-29 Mayıs 1997
Yeni albüm çalışmaların için Memphis Tennessee'ye giden Buckley, Mississippi Nehri'ne bağlayan Wolf River'de yüzmeye gitti ve kayboldu. Bir hafta sonra bir turist tarafından görülen vücudu karaya çıkarıldı. Alkollü olduğu veya intihar ettiği düşünülen Buckley'in polis raporlarında hiç bir alkol veya uyuşturucu almadığı ortaya çıktı.



James Dean 8 Şubat 1931-30 Eylül 1955
1955 ve 1956 yıllarında rol aldığı sadece 3 filmle, bir efsane haline gelen James Dean, Porsche 550 Spyder ile yaptığı kaza sonucunda hayata veda etmişti.



Bruce Lee 27 Kasım 1940-20 Haziran 1973
Çin kökenli aktör ve Kung Fu savunma sanatı ustası, 33 yaşında Hong Kong'da beyninde oluşan ödem sonucu hayatını kaybetti.



Brandon Lee 1 Şubat 1965-31 Mart 1993
Bruce Lee'nin oğlu olan Çin kökenli ABD'li aktör, The Crow filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla doldurulmuş bir silah ile vurularak öldü.



Janis Joplin 19 Ocak 1943-4 Ekim 1970
Pek çok kişi tarafından 1960'ların en önemli sanatçıları ve tüm zamanların en önemli bayan rock müzisyenleri arasında gösterilen Joplin'in hayatı, Los Angeles'ta bir motel odasında aşırı dozada uyuşturucudan sona erdi.



Jim Morrison 8 Aralık 1943-3 Temmuz 1971
Efsanevi The Doors grubunun şair solisti, Paris'teki apartman dairesinde, küvette ölü bulundu. Raporlara göre, aşırı alkole bağlı kalp krizi sonucu öldü; ancak Fransız yasalarına göre ortada suç unsuru olmadığınan otopsi yapılmadı. Bu nedenle 'kertenkele kralı'nın ölümü üzerindeki sır perdesi bugüne kadar hala aralanamadı.



Michael Hutchence 22 Ocak 1960-22 Kasım 1997
Avustralyalı rock grubu INXS'in yakışıklı solisti, Sydney'de otel odasının banyosunda, iyice sıkılmış bir kemerle boynundan asılı olarak bulundu.



River Phoenix 23 Ağustos 1970-31 Ekim 1993
Dark Blood filminin setinden çıktıktan sonra kardeşleri Rain, Joauqin ve sevgilisi Samatha Mantis ile Johnny Depp'in sahip olduğu bara gider. Cadılar Bayramı gecesi River birden kusmaya ve nefes alamamaya başlar. Ambulans çağrılır; ancak saat gece 1:51'de River Phoenix aşırı dozda erion ve kokainden hayatını kaybeder.



Jimi Hendrix 27 Kasım 1942-18 Eylül 1970
ABD'li ünlü gitarist, Londra'da bir otel odasında kusarken boğularak öldü. Raporlara göre, bunun nedeni aşırı derece alkol ve 10 tane uyku hapı almasıydı.



Tupac Shakur 16 Haziran 1971-13 Eylül 1996
2Pac ya da Makaveli olarak da bilinen ABD'li rapçi, Las Vegas'taki Mike Tyson boks maçından çıktıktan sonra arabasında silahla vurularak öldürüldü.



Sid Vicious 10 Mayıs 1957-2 Şubat 1979
Sex Pistols grubunun bir dönem bas gitaristliğini yapan ve Punk kültürünün en önemli ikonlarından biri haline gelen Vicious, 21 yaşında girdiği eroin koması sonucu New York'taki Greenwich Village otelinde hayatını kaybetti.
Sayfa: [1] 2 3 4